TEV-EKO

Şub 4, 2026 | Bulten, Eylem Etkinlik, Kutuphane

Avrupa-Kürdistan Ekoloji Hareketi

Eko-Ekonomi Politikası / Ecological Economics Policy

Ekonomi, Antikçağ Grek-Helen kültürüne ait “oikonomos” sözcüğünden köken alır ve “ev yasası” anlamına gelir. İnsan toplulukları uzun yıllar boyunca, topluluğun ihtiyaçları doğrultusunda dayanışma temelinde üretim yapmış; toplumsal uzlaşı ve adaleti gözeterek gereksinimlerini karşılamışlardır. Büyük bir aile ya da ev olarak gördükleri topluluğun bütün bu üretim ve tüketim faaliyetlerini belirleyen binlerce yıllık tecrübeye de ekonomi demişlerdir.

Komünal yaşayan topluluklarda kadınlar, her yeni bireyin tümüyle topluluğa bağımlı olarak aralarına katıldığı bebeklik döneminden itibaren gereksinimlerinin karşılanması ve birey haline gelmesi sürecinde gösterdikleri duyarlılıkla ekonomik faaliyetlerin planlanması ve sürdürülmesinde öncelikli olarak inisiyatif almışlardır. İnsanlık tarihinin çok uzun bir dönemi boyunca kadın bakış açısının belirleyici olduğu bu ekonomi anlayışı sayesinde topluluklar, ekosistemlerin bir bileşeni olarak birbirleriyle ya da diğer türlerle rekabet etmek yerine, ancak bir arada olurlarsa var olabilecekleri bilinciyle uyum içinde yaşamış ve bir bütün olarak varlığa saygı duymuşlardır.

Kadın öncülüğünde komünal yaşayan topluluklarda dayanışma, armağan kültürü, toplumsal emeğe saygı, her bireyin gereksinimlerine ve karar alma süreçlerine katılmasına önem veren demokratik bir anlayış hâkimdi. Doğayı kendilerinden ayrı, kullanılacak bir meta olarak algılamadılar. Kendilerini ve kendilerini ait hissettikleri doğayı gözlemleyerek edindikleri bilgiyi, toplumsal ihtiyaçların daha kolay karşılanabilmesi için kullanarak bitki ve hayvanları evcilleştirdiler. Ekonomik faaliyetler için ayrılması gereken zamanı azaltan ve günlük yaşamı kolaylaştıran bu gelişme, insanlık tarihinin toplam süresine oranla çok kısa bir süre içinde devletli toplumların ortaya çıkmasına yol açtı. Kadın öncülüğünde ulaşılan teknik beceri, kadını tahakküm altına alan erkek egemen anlayışın elinde iktidarı güçlendirmek ve sömürüyü derinleştirmek için araçsallaştırıldı.

Kadının ekonomik süreçlerden dışlanmasıyla başlayan sapma, üretim araçlarını ve doğayı iktidarını sürdürmek için araçsallaştıran erkek egemen anlayışın ortaya çıkmasına yol açtı. İktidarın ve gücün kutsandığı bu yeni anlayış, tüm ekonomik süreçleri iktidar hırsı için kullanarak meta haline getirdi. Üretim ve tüketim, toplumsal ihtiyaçları karşılamak yerine iktidarı elinde tutanların çıkarları doğrultusunda ve iktidarın sağladığı zorlayıcı araçlarla yapılmaya başlandı.

Devletçi uygarlık ve en son biçimi olan kapitalist modernitenin toplum ve ekonomi üzerinde kurduğu egemenlik, toplumun sömürülmesine ve doğanın yağmalanmasına neden olmaktadır. Sermaye-iktidar tekelleri, endüstriyalizm ile ekonomiyi özünden boşaltarak ekonomi ve yaşama ait ne varsa nesneleştirmiş; kâr, sermaye, istismar ve sömürü konusu haline getirmiştir. Son iki yüzyılda, özellikle de son altmış–yetmiş yılda gerçekleşen ekolojik yıkım ve dengesizlik; toprak, hava ve sudaki geri döndürülemez kirlenme; büyük ölçekli göç ve sürgünler; yüksek düzeyde açlık, yoksulluk ve işsizlik; kültürel ve ahlaki yozlaşma; suç oranlarının hızla tırmanması; giderek yaygınlaşan depresyon, intiharlar ve benzeri tahribatlar bu anlayıştan kaynaklanmaktadır.

İnsanın insanı, diğer canlıları ve kendisinden ayrı bir meta olarak algıladığı doğayı bireysel çıkarlar için sömürdüğü yıkıcı ve tüketici anlayışı ifade eden kapitalist ekonominin tahrip edici etkileri, ekosistemler ve insan yaşamı için sürdürülemez bir aşamaya gelmiştir. Sömürülecek doğal zenginliklerin tükenme noktasına gelmesi ve iklim değişikliğinin belirgin şekilde hissedilir olmaya başlamasıyla, kapitalist ekonominin sürdürülebilmesi için sömürüye dayalı temel ekonomi anlayışı korunarak önerilen, günü kurtarmayı hedefleyen çözümler tatmin edici değildir.

Bireysel çıkarlar doğrultusunda inşa edilmiş kapitalist ekonomi modeli, toplumsal yaşam açısından dayanışma, eşitlik ve adalet gibi temel insani değerleri aşındırmakta; ekosistem açısından ise telafisi güç ya da mümkün olmayan yıkıcı etkilere neden olmaktadır. Sermaye sahiplerinin çıkarları doğrultusunda inşa edilen bu ekonomi anlayışı değişmeksizin, toplum ve ekosistem üzerindeki yıkımın önlenmesi mümkün değildir.

Bireysel çıkarlar yerine toplulukların temel ihtiyaçlarını esas alan bir ekonomi, ancak toplulukların kendi gereksinimlerini, bu gereksinimleri karşılayacak ve ekosistemle uyumlu bir üretimin nasıl gerçekleştirileceğini, tüketimin ise uzlaşılmış bir adalet anlayışı temelinde nasıl olması gerektiğini demokratik katılımla kararlaştıracağı komünal bir ekonomiyle mümkündür. Komünal ekonomi, bireysel çıkarlar yerine dayanışma temelinde toplumsal bir yaşam biçimini ifade eder. Yitirilmiş toplumsal değerlerin yeniden yaşama şansı bulacağı ve ekosistemle uyumun yeniden sağlanmasına olanak verecek ekonomik model, komünal ekonomik modeldir.

Ulus-devlet sistemi, Kürdistan coğrafyasında yürüttüğü savaşın ekonomik boyutu kapsamında halkı baraj yapımı, yerel ekonomik kaynakları çökertme, köy ve orman yakma yoluyla kırsal üretimden uzaklaştırmış; Kürtleri kentlere göç ettirip tüketime dayalı yeni bir toplum yaratma politikası izlemiştir. Sistem, bu dönemi kapitalist şirketler aracılığıyla tekelci endüstriyel modelin önünü açmak için kullanmıştır. Bu aşamadan sonra küçük işletmeler rekabet edemeyerek iflasa sürüklenmiş ve ucuz işçi olarak sömürü çarkına dâhil edilmişlerdir.

Tüm bu ekonomik soykırım saldırılarına karşı ancak yerel ekonomiyi ve topluluklar arasındaki dayanışmacı ekonomiyi komünleştirecek ilkelerle mücadele edilebilir.

Bu anlamda:

  1. Emeğin değeri, toplumsal ihtiyaçları karşılamaya yönelik olmalı ve ekosistem üzerindeki etkileriyle ölçülmeli; emeğin ücret karşılığında satılmasına ve sömürülmesine izin verilmemelidir.
  1. Doğal zenginliklerin ve üretim araçlarının, devlet ya da birey tarafından mülk olarak görüldüğü anlayış, ekolojik ve toplumsal yıkımın nedenidir ve mülkiyetçilik terk edilmelidir.
  1. İktidar tekellerinin tahakkümündeki pazarın yerini, toplulukların ihtiyaç fazlası ürünlerin yanı sıra kültürel değerlerin de buluştuğu, uyum ve uzlaşı temelinde paylaşıma olanak veren bir pazar almalıdır.
  1. Para, sömürü aracı olmaktan çıkarılıp toplumsal yaşamı kolaylaştırmak için kullanılan bir araç haline getirilmelidir.
  1. Teknoloji, iktidar tekellerinin tahakkümünden kurtarılarak ekosistem ve toplulukların gereksinimleri doğrultusunda işlev görecek şekilde geliştirilip kullanılmalıdır.
  1. Endüstri, emek ve doğanın metalaştırılıp sömürüldüğü, aşırı ve lüks tüketimi dayatan, işsizleştirme ve işlevsizleştirme yoluyla toplumsal yaşamdaki insani özü yok eden iktidar odaklı tekeller yerine, ekolojik komünal topluluklar eliyle, toplumun gereksinimleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmalıdır.
  1. Ticaret, dayanışma ve paylaşım temelinde; üretim ve tüketim süreci arasındaki mesafeyi olabildiğince kısaltarak yapılmalı; toplumsal yarar, ekolojik uyum ve verimlilik esas alınmalıdır.
  1. Maliye, finans, bütçe ve sermaye gibi ekonominin temel alanları, bireysel çıkar ya da iktidar odaklarının denetiminden kurtarılarak toplulukların özdenetiminde; kâr amacı gütmeyen, toplumsal faydayı gözeten ve ekosistemle uyumlu bir ekonominin inşası için kullanılmalıdır.

Related Posts

Test Event Post

Test Event Post

Son yıllarda artarak devam eden enerji ve gıda krizi, megapolleşen kentler, kapitalist modernitenin yarattığı tüketim kültürü, sanayileşme ve baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojik ilerlemeler, çevre ve insan sağlığı sorununun önemini iyice hissettirmiştir. eşme,...

daha fazla bilgi edinin
Test Test

Test Test

Son yıllarda artarak devam eden enerji ve gıda krizi, megapolleşen kentler, kapitalist modernitenin yarattığı tüketim kültürü, sanayileşme ve baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojik ilerlemeler, çevre ve insan sağlığı sorununun önemini iyice hissettirmiştir. Söz...

daha fazla bilgi edinin